Anasayfa / Nedir ? / Monroe Doktrini

MONROE DOKTRİNİ

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı James Monroe'nun 2 Aralık 1823'te Amerikan Kongresi'ne gönderdiği bildiride öne sürülen ve Amerika Kıtası ülkeleriyle Avrupa Kıtası ülkelerinin birbirinin işlerine karışmamalarını öngören dış politika ilkeleri. Doktrin, Amerika Kıtası ile Avrupa'nın iki ayrı politik alan olduğunu; ikincisinin, birinciye toprak bütünlüğü bakımından olduğu kadar politika bakımından da müdahaleye hakkı olmadığını ve ABD'nin böyle bir şeye karşı çıkacağını belirtiyordu. Bu doktrinle, yarım yüzyıl önce bağımsızlığını kazanan Birleşik Amerika, artık herhangi bir bağımsız devlet olmakla yetinmediğini, kendisini büyük devletlerin arasında saydığını ilân etmekteydi. Bu bakımdan Monroe Doktrini, Amerikan emperyalizminin başlangıcı sayılır. Monroe Doktrini, Kuzey ve Güney Amerika'ya müdahale edecek her devleti düşman sayacağını bildiriyor ve "Amerika Amerikalılarındır" ilkesini koyuyordu.

Başkan Monroe, 1823 yılında iki önemli sorunla karşı karşıya kalmıştı: 1) Rusların Alaska açıklarında geniş bir kıyı şeridi içine yabancı gemi sokmama teşebbüsü, 2) Fransa, Prusya, Rusya ve Avusturya'nın, Kuzey ve Güney Amerika'da isyan etmiş kolonileri tekrar ele geçirmede İspanya'ya yardım etme tehlikesi. James Monroe, tek taraflı olarak ABD dış politikasını açıkladı. Buna göre Birleşik Devletler, Güney ve Orta Amerika'da mevcut Avrupa kolonilerine şu ya da bu şekilde müdahale etmeyi düşünmemekteydi; ancak, Avrupa devletlerinin eski kolonilerine müdahale etmesini ya da onlara baskı yapmasını düşmanca bir hareket olarak karşılayacaktı. Amerika Birleşik Devletleri, bir süre doktrinin uygulanmasında başarılı olamadı. 1833'te İngiltere'nin Falkland Adaları'nı işgal etmesine seyirci kaldı. 1870'ten sonra Monroe Doktrini giderek daha geniş bir anlamda yorumlandı. 1902'de ABD, Almanya-İngiltere ve İtalya'nın Venezuela limanlarına uyguladıkları ablukaya karşı çıktı. Theodore Roosevelt, Avrupalıların müdahalesini önlemek için Birleşik Devletlerin, Antil Denizi'nde polis görevi yapacağını ilân etti.

ABD, uzun yıllar Avrupa'daki olaylara ve anlaşmazlıklara karışmadı ve Avrupalıların da Amerika'nın işlerine karışmalarını önleyerek Lâtin Amerika'yı ekonomik egemenliği altına almayı başardı. Monroe Doktrini I. Dünya Savaşı sırasında bir ara terk edildikten sonra II. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla tamamen unutuldu ve ABD, yalnız Avrupa ile değil, tüm dünya ülkeleri ve dünya olayları ile yakından ilgilendiği gibi, gerektiğinde radikal müdahalelerden de kaçınmadı. Kore ve Vietnam savaşları, Berlin, Küba bunalımları ve Orta Doğu olayları bu müdahalelerin en belirgin örnekleri oldu.