Anasayfa / Nedir ? / Sanat

SANAT

Belli bir konuda (alanda) ve bu konunun (alanın) kurallarına göre yeniden yapma ya da yaratma biçimi. Geniş anlamda bir şeyi güzel yapma işine sanat denmektedir. Konuşma, yürüme, yemek pişirme gibi insan faaliyetlerinin bütün alanları için "sanat" söz konusudur. Daha dar anlamdaysa insan, toplum, doğa ilişkisinin ya da gerçeğinin bilinçli ya da bilinçsiz olarak estetik biçimde yeniden üretimine (yorumuna) sanat denmektedir. Burada bir duygu, bir tasarım ya da güzelliğin kişiyi etkileyen anlatımı söz konusudur. 19. yüzyıla kadar "sanat" kavramı genel olarak "zanaat" kavramıyla bir tutuldu. Oysa sanat, bugün anladığımız anlamda ilk insandan beri vardır. İlkel insanın doğayla savaşımı; doğayı değiştirmek, doğayı kendi istek ve amaçları doğrultusunda kullanmak, doğal afetlerden korunmak doğrultusundaydı. İlkel insan bu savaşım için düşünme ve sezme yetisini kullandı, gözlem ve deneylerini değerlendirdi. Doğa olayları karşısında yetersiz kaldığı zaman imgelerinde yarattığı düşsel gücü ya da güçleri yardıma çağırdı. Bu düşsel güç zamanla düşsel bir "güçlü varlığa" dönüştü. Bu düşsel varlığı mutlu kılarak kendine yardımcı olmasını sağlamak için insan çeşitli yollar denemeye başladı. Böylece "büyü" ve "efsane" doğdu. Büyü ve efsane bu açıdan sanatın biçimi ve özüdür. Büyü insanın imgelem gücünün bir yaratısı, ürünü olarak sanatsal bir değer taşımaktadır. Efsane de aynı biçimde imgelem gücünün bir ürünüdür.

Mağara duvarlarındaki ilkel resimler bir sanat yapıtı yaratmak kaygısıyla değil, doğayla savaşım açısından bir yardımcı güç bulma kaygısıyla yapılmıştı. Amaç değişik olmakla birlikte ortaya çıkan yine de bir sanat yapıtıdır. Büyü ve efsane dışında, yine doğayla yapılan savaşımda "ses" ve "söz"e dayanan ve iş görme sırasında insana yardımcı olduğuna inanılan "deyişler" ortaya çıktı. Günlük işlerde kullanılacak araç ve gereçlerin yapımı önceleri basit bir düzeydeydi. Daha sonra bu yapım işine ustalık ve yaratıcılık katıldı. Böylece gerekli ve yararlı olanın değişik ve güzel de olması kaygısı öne çıktı.

Bütün bunlardan çıkan sonuca göre sanat; doğayla savaşım, gereksinme, yaratıcılık (imgelem) gibi kavramların bireysel ve toplumsal koşullara göre yorumlanmasıyla ortaya çıkmaktadır. Sanatın görevinin ne olduğu konusu da bir felsefe sorunu olarak tartışılageldi. Sanatın "sonsal" amacının, "güzelliği dile getirmek" olduğu düşüncesi uzun süre gündemde kaldı. Güzellik konusunda nasıl bir nesnel değerlendirme yapılabileceği felsefe alanında tartışıldı. Kişisel yargıların güzelliği saptamada yeterli olup olamayacağı Platon'dan Kant'a kadar bütün felsefecilerin tartışma konusu oldu. Herkesin ortak beğenisini kazanmış, belli kurallara uygun bir sanat ürününün güzel olduğu yargısı yaygınlaştı. Buna karşılık alışılmış anlamda güzel olmayan şeyleri konu alan sanat yapıtlarının ortaya çıkması, sanatın amacının yalnızca güzeli anlatmak ya da vermek olmadığını gösterdi. Örneğin bir ölü resmi, iğrenç bir çöplüğü anlatan bir öykü, tek tek kulak tırmalayıcı seslerden meydana gelmiş bir müzik parçası da birer sanat yapıtı olarak kabul edildi. Buna göre günümüzde sanatın kaygısı "güzel"i vermekle sınırlandırılmamaktadır. Sanatta bir "kendindenlik" bir "bağımsızlık" aranmaktadır.

Genel bir sınıflandırmaya göre sanat "büyük sanat" ve "küçük sanat" diye ikiye ayrılır. Büyük sanat edebiyat, müzik, resim, heykelcilik ve mimarîyi; küçük sanat ise halıcılık, altın ve gümüş işçiliği, seramik, mobilyacılık, taş oymacılığı gibi alanları kapsar. Bir başka sınıflandırmaya göre sanat "güzel sanatlar" ve "uygulamalı sanatlar" diye yine ikiye ayrılır. Sanatın sınıflandırılması konusu, kesinlik kazanmamış bir konudur. Günümüzde edebiyat, müzik, görsel sanatlar (resim, heykel, süsleme vb.) ve uygulamalı sanatlar ayrımı da yapılmaktadır. Çağımızın sanatı olan sinema da "yedinci sanat" olarak nitelenmektedir. Sanatın başlangıcı Paleolitik'e (İ.Ö. 25.000.-10.000) kadar inmektedir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yapılan kazılardan elde edilen bulgular, çeşitli bölgelere ve çeşitli uluslara özgü sanatların geliştiğini gösterdi. Buna göre Mısır, Ege, Mezopotamya, Hint, Orta Asya, Yunan, Roma, İnka sanatı gibi sanatlardan söz edilebilir. Rönesans sanatı Avrupa kıtasına özgü bir sanat olayıydı. Bunu izleyen ve bütün dünya sanatını etkileyen sanat akımları ve anlayışları genellikle yine Avrupa kıtasından kaynaklandı: Coşumculuk, izlenimcilik, kübizm, gerçeküstücülük vb. Resim ve mimarîdeki yeni bir sanat anlayışının edebiyat ve müziği de etkilediği, bunun tersi de olduğu görülmektedir. Bu da, sanatın değişik alanları olmasına karşılık bu alanların tümüyle birbirinden bağımsız olmadığını göstermektedir.

Türkiye'de sanat eğitimi ancak 19. yüzyıl sonlarında okullara alındı. Resim, İslâm dini açısından günah sayıldığı için Batılı anlamda bir resim sanatı anlayışı gelişmedi. Buna karşılık minyatür, süsleme, yazı (hat) alanlarında kendine özgü bir sanat alanı gelişti. Selçuk mimarîsinin bir devamı olan, eski Anadolu uygarlıkları mimarîsinden de etkilenen bir Osmanlı mimarîsi geleneği kuruldu. Edebiyat alanındaysa öz olarak "söz sanatları" na dayanan "divan edebiyatı" nazım ve nesir alanında ortaya çıktı. Tiyatro sanatı "ortaoyunu", "meddah", "kukla", "karagöz ve "seyirlik oyunlar" biçiminde yine kendine özgü bir alan olarak 19. yüzyıl ortalarına kadar geldi. Bir yandan geleneksel gösteri biçimleri sürerken Batı anlayışına uygun tiyatro sanatı da Türkiye'de yaygınlık kazanmaya başladı (1839'dan sonra). Sinema sanatı ise 20. yüzyılın başlarında Türkiye'ye girdi.